Çarşamba, Ağustos 4

Uzun zaman önceydi..

Uzun zamandır mektuplaşıyordu delikanlıyla kız. Sıradan başlayan arkadaşlıkları birbirlerinde kendilerini bulana dek normal seyrindeydi. Kız delikanlıyla konuşurken okuduklarına inanamıyordu. Hayalindeki erkeği bulmuştu, eskinin pasından onu çekip çıkarabilecek adam karşısındaydı artık.. Oğlan ise henüz birkaç kez yolun karşısından gördüğü kıza aşık olduğuna inanamıyordu fakat kızla konuşurken akan günleri, yazılan satırları fark etmiyordu bile. Böyle geçip giderken zaman, ikisi de birbirine dokunabilme isteğiyle kül oluyorlardı. Zar zor getirdiler o günü.. Arka sokaktaki parkın karşısındaki küçük evde yaşıyordu oğlan. Kız işten erken çıkabildiği o gün, yüreğinde bir korla yaklaşıyordu o eve. Kızın ailesi duymasın diye evde buluşmaya karar vermişlerdi sözde ama bu bir bahaneydi tabii. Artık son mektuplarda kendini belli eden duyguyu saklayamamışlardı. Kız delikanlının kapısını çaldı bir kez fakat açan olmadı. Bir kere daha çalmaya yeltendiği sırada ensesinde bir nefes hissetti. Evet basılmıştı, fakat dünyanın en tatlı biten korkusuydu bu. Oğlan sanki kıza yılların özlemiyle sarılmıştı.. Eve girdiklerinde öpüşüyorlardı. Kızın ilk öpücükleriydi bunlar fakat o kadar birbirleri olmuşlardı ki artık, kızın kalbinde en udak bir şüphe, korku yoktu. Nitekim kız güvenmekte haklı da çıktı delikanlıya; oğlan kızın dünyanın en narin çiçeği gibi kokladı, en yumuşak pamuğu gibi sevdi. Zaman zaman artan istekleri küçük dokunuşlara bıraktı çoğu zaman kendini. Konuştukları o az süre içerisinde biraz daha aşkı buldular birbirlerinde..
Geçirdikleri en güzel gecenin yaşayacakları en kötü sabaha dönüşmemesi için ölmeyi bile düşündüler. Güneşin ısısını arttırdığı her dakika,  oğlan biraz daha garipleşiyor, kızdan biraz daha uzaklaşıyordu. Kız bunu fark ediyor fakat aklına gelenlere inanmak istemediği için biraz daha sarılıyordu oğlana. Sonu olamazdı sabah, bu kadar masum bir şeyin. Kız ertesi sabah işe gitmek zorundaydı. O sıcak yataktan, sevdiceğinin yanından kalkıp o pis terzide iğne iplikle uğraşacağı için kendinden nefret ediyordu. Oğlan daha uyanmamıştı. Kız kıyamadı oğlana ve küçük bir sevgi notu bırakarak ayrıldı ruhunu bıraktığı o odadan.
O gün terziye oğlandan bir not geldi. Akşam gene çağırıyordu kızı yanına.. Kız annesine babasına ne diyeceğini düşünürken bile mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Nota göre anahtar saksının içinde bekliyordu kızı. Kız buna anlam veremese de o an düşünecek hali yoktu bunu. Bir daha görecekti sevgilisini, bir daha sarılacaktı!
Akşam oldu.. Kız oğlanın dediği gibi anahtarla karşılaştı saksıda. Anahtarı almaya eğildiği sırada hemen yanında bir de not ilişti gözüne. Hemen içeri girdi. Çantası ile bitaz önce marketten aldığı yemeklik malzemeleri bir kenara fırlattığı gibi notu okumaya başladı. Not ; "Özür Dilerim" ile başlıyordu. Kız daha ilk satırdan, benliğibi kaybetmiş gibi hissetmeye başlamış, mektubun sonunda ise intiharını gözden geçirdiğini fark etmişti. Mektupta yazılı olanları yaptı sırayla; masanın üzerindeki kasedi beyaz perdeye bağlayan oynatıcıya yerleştirdi. Sevgilisi çıktı birden karşısına.. Kız gülümsedi ilk önce, sonra algıladı onun sadece görüntüden ibaret olduğunu.. Videoyu izledikçe gözleri kararıyor, saniyeler geçtikçe koltukta oturuşu yere doğru ivme alıyordu. Video bittiğinde kız da bitmişti, hayatının hiçbir anlamı yoktu artık. Keşke gözleri görmese, kulakları duymasa da bilmeseydi olanları. Oğlan videoya da tıpkı nottaki gibi "Özür" ile başlamıştı. Dakikalar boyu ona hiç bitmeyecek aşkından bahsetmiş, videonun sonunda yıkıcı şeyi söylemişti. Kanserdi oğlan, belki de kız o videoyu izlerken çoktan ölmüştü..
Kızı bir başına bırakıp gitmişti saatler önce o kasabadan. Kız henüz neye uğradığını anlayamamıştı. Ne gözünden bir damla yaş akmış, ne ağzından bir tek laf çıkmıştı. Hatta düşünemiyordu bile. Gitmişti daha saatler önce koynunda uyuduğu sevgilisi..
İntihar etmekten başka hiçbir şey gelmedi kızın aklına ama evde bakması gereken yaşlı anasını düşününce attı kafasından bu düşünceyi. O yapamazdı oğlanın yaptığı bencilliği kimseye. Her ne olursa olsun, son nefesine kadar sevdiği insanlarla bir arada olmalıydı.


Neden yapmıştı oğlan bunu ? Neden bu acıyla koyup gitmişti kızı ? Seviyor muydu acaba gerçekten ? Ne fark ederdi ki bu saatten sonra ? Gitmişti artık...

Yüreğindeki o acıyla yaşadı kız ömrünün sonuna kadar. Kimseye dokunamadı bir daha, kimsenin eline değemedi. Yanlışlıkla dokunduğu ellerde bile tüyleri ürperdi. Ne oğlanın nefes aldığını öğrendi, ne de göçüp gittiğini bu dünyadan.
Bir tek hatırası vardı yanında yıllar sonra bile; güzeller güzeli erkek bir çocuk..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yaz bağalım